Anasayfa | Hakkımızda | Yayınlarımız | Yazılarımız & Sunularımız | Tedaviler | Psikolojik Testler | Genel Sorular ve Yanıtları | Sorularınız-Yanıtlarımız | Üyelik | İletişim
Site içi arama:   
Üye ismi:        Şifre:   
  Woman Beside the Water, Henri Matisse

Anksiyete Bozuklukları Travma Cinsel Yaşam OKB

 

OKB >> OKB'nin Nörobiyolojisi


Tarihçe Tanım Epidemiyoloji Komorbidite OKB ve OKKB Kuramlar OKB'nin nörobiyolojisi Atipik OKB OKB'de İmpuls Kontrolu OKSB Kaynakça
 

 

Bu alanda başlıca biyokimyasal özelliklere ve bilişsel işlevlere yönelik araştırmalarla beyin görüntüleme çalışmaları yapılmıştır.

OKB’nin Biyokimyası

Biyokimya çalışmalarına, farmakoterapi denemelerinde SSRI’ların OKB üzerinde noradrenerjik.ve dopaminerjik yoldan etki gösteren antidepresanlarla ortaya çıkmayan iyileştirici bir etki göstermesi önayak olmuştur. Bir serotonin metaboliti olan 5-hidroksi indol asetik asitin (5HIAA) beyin omurilik sıvısında (BOS) yüksek düzeyde bulunduğunun saptanması da serotonin hipotezini desteklemiştir (Insel ve ark., 1985). Klomipramin tedavisi ile BOS 5HIAA düzeyinin normale döndüğü bildirilmiştir (Thoren ve ark., l980). Şiddet obsesyonları bulunan iki OKB olgusunda BOS 5HIAA düzeyinin düşük olduğu saptanmıştır (Leckman ve ark., 1990). Bu sonuç pek çok çalışmada varılan uzlaşmaya ters gibi görünmektedir. Ancak, impuls kontrol bozukluklarındaki saptamalarla uyumlu olan bu sonuç, kompulsiyonla impulsif eylem arasındaki ilintiyi göstermesi açısından anlamlı bulunmuştur. Serotonin metabolitlerinin BOS’ta artışı nedeniyle, OKB’de serotonin hiperfonksiyonu olduğu savı ortaya atılmıştır. Ancak OKB’de serotonin hiperfonksiyonu söz konusuysa serotonin düzeyini artırması gereken SSRI’lerin bu hastalıkta iyileştirici etki göstermesi beklenmemelidir. Bu konudaki hipotez, OKB’de patolojinin reseptör düzeyinde olduğu ve reseptörlerde aşırı duyarlılık bulunduğu biçimindedir. Bu hipoteze göre SSRI’ler reseptörlerde doygunluğa yol açmakta ve böylece aşırı duyarlılığı normale döndürerek etki göstermektedir. Çalışmalar, serotoninin davranış inhibisyonunda rol oynadığını düşündürmektedir.

Beyin Görüntüleme Çalışmaları

Beyin görüntüleme çalışmaları sonucunda, OKB’de bazal ganglionlar ve frontal korteksin tutulduğu öne sürülmektedir (Modell ve ark.,1989). Statik görüntüleme yöntemleriyle değişken sonuçlar alınmıştır: Kimi çalışmalarda bazal ganglionlarda yapısal bozukluklar olduğu saptanmıştır (Luxenberg ve ark., 1988). Positron emisyon tomografisi (PET) ve tek foton emisyon tomografisi (single photon emission computed tomography; SPECT) incelemelerinde beynin orbital frontal korteks ve/veya bazal ganglionlarda glikoz metabolizmasında ve kan akımında bozukluklar saptanmıştır (Baxter ve ark., 1987; Swedo ve ark., 1989; Machlin ve ark., 1991). Ilaç tedavisiyle OKB semptomatolojisinin düzelmesine paralel olarak, frontal korteks ve nucleus caudatus metabolizmasında da düzelme görülmüştür.(Benkelfat ve ark., 1990; Hoehn-Saric ve ark., 1991.). Sonuç olarak şu anki verilerle bazal ganglionlar ve frontal kortekste şu ya da bu biçimde bir işlev bozukluğu olduğu söylenebilir.

Nöropsikolojik İşlevler

Nöropsikolojik işlevlere ilişkin çalışmaların çıkış noktası da OKB semptomatolojisinde baskın olan tekrarlama davranışıdır. Bu görüşe göre, OKB temelde, örneğin dikkat bozuklukları gibi bir bilişsel bozukluktur ve hastalık tablosu kompansasyon amacıyla ortaya çıkmaktadır. Ilgili yazında bu konuda en eski çalışmayı Flor Henry gerçekleştirmiştir. 1979’da yayınlanan çalışmada sağ hemisfer işlev bozuklukları saptanmıştır (Flor Henry ve ark., 1979).

Sonraki yıllarda da bu konuda fazla sayıda olmasa bile kimi araştırmalar gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmalarda frontal lob (Behar ve ark., 1984; Cox ve ark., 1989), nucleus caudatus (Cox ve ark., 1989), ve/veya sağ hemisfer (Behar ve ark., 1984; Cox ve ark., 1989; Insel ve ark., 1983a) işlevlerinde disfonksiyondan sözedilmektedir. Ayrıca bellek bozuklukları (Reed, 1977; Sher ve ark., 1983; 1984, 1989; Christensen ve ark., 1992) ve sözel olmayan (nonverbal) testlerde kayma (shift) bozuklukları bildirilmiştir (Head ve ark.,1989). Görüldüğü gibi bu konuda halen kesin bir sonuca varılabilmiş değildir.

Bu farklı sonuçlar, araştırmalardaki yöntem farklılığından kaynaklanıyor olabilir. Çalışmalarda denekleri IQ (intelligence quotinent; zeka bölütü) yönünden eşleme çabalarına karşın, genellikle tam bir eşlemenin yapılamadığı ve OKB’lilerin kontrollere göre belirgin şekilde düşük IQ’lu olduğu görülmektedir (Cox ve ark,1989; Flor-Henry ve ark.,1979). Bu durumda bilişsel işlevlerdeki farkın IQ’ya mı yoksa hastalığa mı bağlı olduğu anlaşılamamaktadır. Çünkü çalışmaların çok sayıda ölçüm içermesine karşın, tip I hatayı (gerçekte anlamlı bir fark olmadığı halde, anlamlı farklılık olduğu sonucuna ulaşma) önlemek üzere çok değişkenli analiz ya da başka yöntemler kullanılmamıştır. Belirgin depresyonu olan hastaların çalışmaya alınması (Insel ve ark., 1983a), bilişsel kusurların hangi hastalıktan kaynaklandığının belirlenmesini güçleştirmektedir. Başka çalışmalarda izole semptomların ele alınması (Sher ve ark.,1983, 1984, 1989), yine bilişsel kusurlara ilişkin sonuçların bütün OKB’lilere genelleştirilebilirliği konusunda kuşku uyandırmaktadır.

Ancak belki de daha köklü hatalar söz konusudur:1-Klinik tanı kategorizasyonu yanlış olabilir. Yani elmalar ve armutlar toplanıyor olabilir. 2-OKB gelişiminde etiyolojik heterojenite olabilir. 3-OKB semptomatolojisi testleri etkiliyor olabilir, yani uzun süreli ve OKB’lilerde ciddi performans anksiyetesine yol açabilecek bilişsel testlerle anlamlı sonuçlara ulaşılamayabilir.

Nörolojik “yumuşak bulgu”larla (soft signs) ilgili çalışmalarda OKB’nin bir alt grubunda ince-motor koordinasyon, istemsiz hareketler ve vizüospasyal asosyasyon alanlarında defisitleri kapsayan hafif nörolojik işlev bozukluğu saptanmıştır (Hollander ve ark.,1990a) Bu belirtilerin farmakoterapiye kötü yanıt habercisi olduğu belirtilmektedir.

 

 © 2007 Simurg Psikiyatri Psikoterapi
Kullanım Sözleşmesi