Anasayfa | Hakkımızda | Yayınlarımız | Yazılarımız & Sunularımız | Tedaviler | Psikolojik Testler | Genel Sorular ve Yanıtları | Sorularınız-Yanıtlarımız | Üyelik | İletişim
Site içi arama:   
Üye ismi:        Şifre:   
Blumengarten, Gustav Klimt

Anksiyete Bozuklukları Travma Cinsel Yaşam OKB

 

OKB >> Obsesif kompulsif bozukluk


Tarihçe Tanım Epidemiyoloji Komorbidite OKB ve OKKB Kuramlar OKB'nin nörobiyolojisi Atipik OKB OKB'de İmpuls Kontrolu OKSB Kaynakça
 

 

Tanım ve Sınıflandırma

Obsesif kompulsif bozukluk, kronik, kimi zaman da dönemsel bir gidiş gösteren, obsesyonlar ya da kompulsiyonlarla ya da bunların her ikisiyle karakterize bir hastalık tablosudur. Obsesyon istemsiz olarak ortaya çıkan ve bilinç alanına zorla giren ısrarlı ve yineleyici düşünce, kompulsiyonsa eyleme yönelik yineleyici bir zorlama ya da dürtü olarak tanımlanır. Klasik tanıma göre ikisinin ortak özellikleri, ısrarlı ve zorlayıcı omaları, yoğun bir anksiyete duygusuyla ortaya çıkmaları, bunun da kişiyi önlem almaya itmesi, egoya yabancı oluşları, etkiledikleri kişi tarafından saçma ve mantık dışı görülmeleri, yani içgörünün korunması ve belli bir direnmeye yol açmalarıdır.

DSM’de OKB’nin anksiyete bozuklukları arasında sınıflanmasıyla anlatımını bulan yeni bir yaklaşımsa, düşünce-eylem ayrımına değil, semptomun anksiyeteyle ilişkisine dayanır. Bu yaklaşıma göre obsesyonlar anksiyeteye yol açan yineleyici intruzif düşünce ya da imgeler, kompulsiyonlarsa bu anksiyeteyi azaltmaya yönelik törensi etkinliklerdir. Dolayısıyla artık eylem niteliği taşımayan kimi zihinsel etkinlikler de kompulsiyon sayılmaktadır.

Obsesif kompulsif bozukluk, DSM sınıflandırma sisteminde (DSM III R, DSM IV), anksiyete bozuklukları arasında (APA, 1987; APA, 1994), ICD’de (ICD 10) ise nevrotik hastalık olarak (WHO, 1990) sınıflandırılmıştır. DSM III R’de olduğu gibi DSM IV’te de obsesyon ve kompulsiyonların hastalık süresince yalnızca bir zaman egodistonik yaşanması yeterli görülmektedir. DSM IV’te yazarların eğilimini yansıtan bir değişiklik, sınıflandırmada içgörüsü zayıf bir alt tipe ayrıca yer verilmesidir. Buna karşılık ICD 10’da OKB, “Nevrotik, Strese Bağlı ve Somatoform Bozukluklar” grubu içinde anksiyete bozukluklarından bağımsız bir tanı olarak yer almaktadır. Içgörüyle ilgili bir kayıtsa bulunmamaktadır.

OKB’ye adını veren iki temel kavramdan obsesyon, DSM IV’te “intruzif ve uygunsuz olarak yaşanan ve belirgin sıkıntı ve gerilime yol açan kalıcı düşünce, dürtü ya da imgeler” biçiminde tanımlanmaktadır. Aynı kaynak, şöyle devam eder: “Obsesyonların intruzif ve uygunsuz özelliği “egodistonik” olarak nitelendirilmiştir. Bundan kastedilen, kişinin obsesyon içeriğini egoya yabancı algılaması, düşüncelerin kendi kontrolü altında olmaması ve bu düşüncelerin sahip olmak istemediği özellikte olmasıdır. Ancak kişi bu düşüncelerin kendi zihninin ürünü olduğunu, bir başkasının etkisiyle ortaya çıkmadığını kavrayabilir” (APA, 1994).

DSM-IV’ün OKB tanı kriterlerinde, obsesyonların “en azından başlangıçta” egodistonik yaşanması gerektiği ifadesi yer almaktadır. Burada klasik obsesif kompulsif nevroz tanımından uzaklaşıldığını söylemek yanlış olmaz. OKB ile ilgili açıklama bölümünde, bu ifadeyle obsesyonun ADD şeklini almış olabileceğinin kastedildiği belirtilmektedir. Çokça sözü geçen ADD’nin, DSM’deki tanımı, “yoğunluğu sanrıdan daha düşük, akla uygun olmayan, kalıcı ve aynı kültür ya da altkültürün başka üyelerince olağan bulunmayan kanı” biçimindedir (APA, 1987). Bu noktada, bir karşılaştırma için, sanrının nasıl tanımlandığını anımsamak yerinde olacaktır. Aynı kaynakta sanrının tanımı, “başka herkesin farklı düşünmesine ve karşıt yönde reddedilemez ve kesin kanıt bulunmasına karşın kesin biçimde sürdürülen, dışsal gerçekliğe ilişkin yanlış muhakemeye dayanan yanlış inanç”tır. “Söz konusu kanı, örneğin dinsel inancın belli bir parçasının söz konusu olduğu zamankinden farklı olarak, normalde aynı kültür ya da altkültürün başka üyelerince kabul görmez. Yanlış kanı bir değer yargısına ilişkinse, ancak inanılması güç derecedeaşırı bir kanı söz konusu olduğunda sanrı sayılır. Sanrılı inanç bir yelpazeye yayılmış gibi düşünülebilir; kimi zaman kişinin davranışlarından anlaşılabilir. Sanrıyla aşırı değer verilen düşünce arasında ayrım yapmak çok kez güçtür. ADD’li kişinin akla uygun olmayan bir kanı ya da düşüncesi bulunabilir, ancak bu kanı sanrıdaki kadar kesin değildir” (APA, 1987).

OKB yelpazesinin genişletilmesi ve aşırı değer verilen düşünce (ADD) gelişmiş tabloların da OKB tanısına dahil edilmesiyle birlikte, OKB sınırları bulanıklaşmıştır. Çünkü ADD–sanrı ayrımı pek kolay değildir ve DSM IV yazarlarının da belirttiği gibi bu iki semptom sıklıkla karıştırılabilir. Buradaki bir sorun, tanı kriterlerinin ADD ve sanrılar gibi obsesyonlar için de “çok güçlü düşünceler” biçiminde bir tanıma olanak vermesidir. “En azından başlangıçta anlamsız yaşandığı” belirtilen obsesyonların, hasta tarafından sürgit anlamsız bulunması gerekli değildir. Öte yandan, ADD ve sanrılı düşüncelerin her zaman güçlü olması gibi bir koşul da yoktur. Öyleyse obsesyonların hasta tarafından bir zaman diliminde anlamsız bulunması şartı, bunları ADD’den ve sanrılardan ayırmak için yeterli olmayabilir (Kozak ve Foa, 1994).

Bir başka sorun, ADD–sanrı ayrımında “ADD’nin sanrıdan daha az yoğun” olduğunun belirtilmesidir. Yoğunluk için genel kabul görmüş klasik bir ölçüt bulunmadığından, tanıda ciddi güçlükler yaşanabilir. Gerçekten de, bir çalışmacının obsesif psikoz diye adlandırdığı hastalık tablosu başka bilim adamları tarafından ADD sayılabilmektedir (Solyom ve ark., 1985).

Geçmişe bakıldığında ADD ve sanrı arasındaki ayrımın hep bulanık olduğu görülmektedir. ADD kavramından 1900 yılında ilk kez söz eden Wernicke’ye göre, ADD “kişinin davranışlarını büyük ölçüde belirleyen ve doğru olduğu düşünülen tek bir fikirdir”. ADD-sanrı arasındaki niteliksel farkı vurgulayan Jaspers’a göreyse, ADD’nin, tutkulu politik ya da etik inançtan, gerçeğe bilimsel yakınlık açısından, yanlış olması dışında farkı yoktur. Buna karşılık, sanrının mantık dizgesi, yanlış olmanın ötesinde, kavranılamaz ve şaşırtıcı biçimde anlamsızdır (Jaspers, 1963). Daha sonraları McKenna da sanrının kavranılamaz ve tuhaf niteliğini vurgulamıştır (McKenna, 1984). Fish ise ayrımı deskriptif olmaktan çıkartmaya çalışmış ve sanrı kişilik dağılmasıyla ortaya çıktığına göre, sanrılı kişinin inanç ve davranışının tutarlı olamayacağını belirtmiştir. Buna karşılık ADD bütünlüğünü korumuş kişilikte oluştuğundan, ADD’li kişinin inanç ve eylemi tutarlıdır (Hamilton, 1974).

DSM IV OBSESIF KOMPULSIF BOZUKLUK ÖLÇÜTLERI
  1. Obsesyonlar ya da kompulsiyonlar

    Obsesyonlar (1), (2), (3) ve (4) ile tanımlandığı gibi:

    1. Rahatsızlığın bir döneminde intruzif ve uygunsuz yaşanan, belirgin sıkıntı ve gerginliğe yol açan, tekrarlayıcı ve kalıcı olan düşünceler, dürtüler ya da görüntüler
    2. Düşünce, dürtü ya da görüntüler gerçek yaşam-sorunlarına yönelik aşırı endişeler değildir
    3. Kişi bu düşünce, dürtü ya da imgeleri bilmezden gelmeye ya da bastırmaya , bazı başka düşünce ya da eylemlerle nötralize etmeye çabalar
    4. Kişi obsesyonel düşünce, dürtü ya da imgelerin ( düşünce sokulmasında olduğu gibi dışarıdan değil) kendi zihninin ürünü olduğunun farkındadır

    Kompulsiyonlar (1), (2) ile tanımlandığı gibi:

    1. Kişinin bir obsesyona yanıt olarak ya da kesin uygulanması gereken kurallar nedeniyle kişinin uygulamak zorunda olduğu tekrarlayan davranışlar (örn; el yıkama, düzenleme, kontrol etme) ya da zihinsel eylemler ( örn; dua etme, sayma, içinden sözcük tekrarlama).
    2. Davranışlar ya da zihinsel eylemler gerginliği önleme ya da azaltma ya da bazı korkulan olay ya da durumları engellemeye yöneliktir; ancak bu davranışlar ya da zihinsel olaylar önlemek ya da nötralize etmek üzere planlanan şeyle ya gerçekçi bir bağlantıya sahip değildir, ya da açıkça aşırıdır.
  2.  Hastalık süresince bir zaman kişi obsesyon ya da kompulsiyonların aşırı ya da saçma olduğunun farkındadır. Not: bu madde çocuklara uygulanmaz.
  3. Obsesyon ya da kompulsiyonlar belirgin gerginliğe yol açar; zaman alır (günde bir saatten fazla); ya da kişinin normal rutinini, mesleki (ya da akademik) işlevselliğini, ya da sosyal etkinliklerini veya ilişkilerini anlamlı biçimde etkiler.
  4. Bir başka I. Eksen tanısı varsa, obsesyon ve kompulsiyonların içeriği onunla kısıtlı değildir (örn; yeme bozukluğu varlığında yiyecekle preoküpasyon; trikotilomaninin varlığında saç koparmayla; beden dismorfik bozukluğu varlığında beden görünümüyle ilgili; madde kötüye kullanımında droglarla preoküpasyon; hipokondriyaziste ciddi bir hastalıa sahip olma düşüncesiyle preoküpasyon; parafilide seksüel dürtü ya da fantezilerle preoküpasyon; majör depresif bozuklukta suçluluk ruminasyonları).
  5. Bir madde (örn; ilaç kötüye kullanımı ya da medikasyon) ya da genel tıbbi durumun doğrudan etkilerine bağlı olmamalı.

Belirtin:

İçgörü zayıf: O anki epizod sırasında çoğu zaman kişi obsesyon ve kompulsiyonların aşırı ya da mantıksız olduğunu farketmiyorsa

 
ICD 10 OBSESIF KOMPULSIF BOZUKLUK ÖLÇÜTLERI

Kesin tanı koyabilmek için, obsesyonel belirtiler ya da kompulsif hareketler, en az iki hafta (üstüste iki hafta) süre ile çoğu günler bulunmalı ve sıkıntı verici ve gündelik etkinlikleri önleyici nitelikte olmalıdır. Obsesyonel belirtiler aşağıda belirtilen niteliklere sahip olmalıdır:

  1. bunlar kişinin kendi düşünceleri ya da dürtüleri olarak algılanırlar;
  2. bu düşünceler ya da hareketlerden en az birine karşı kişi direnç gösteriyor olmalıdır; hastanın artık karşı koyamadığı başka düşünceler ya da hareketler bulunabilir;
  3. bu hareketi yerine getirme düşüncesi haz verici olmamalıdır (yalnızca gerginlik ya da bunaltının giderilmesi söz konusudur);
  4. düşünceler, imgeler ve dürtüler rahatsızlık verici biçimde yineleyici olmalıdır.

N.Türksoy K

 

 

 © 2007 Simurg Psikiyatri Psikoterapi
Kullanım Sözleşmesi